Çin’in Ekonomik Yükselişinin Etkileri

Beyzanur Yüksel

Beyzanur Yüksel

Sakarya Üniversitesi
Çin’in 1980’lerden itibaren (Deng Xiaoping Dönemi) olağanüstü büyümesi ve modernleşmesi dünya sahnesinin merkezinde yeniden ortaya çıkmasını da beraberinde getirmiştir. Son otuz yıl içinde Çin, zayıf görünüme sahip bir ülkeden ekonomik olarak küresel bir üretim merkezine, siyasal olarak da uluslararası meselelerde görüşlerine başvurulması gereken bir küresel güce dönüşmüştür.

Özellikle 2013 yılında Çin devlet Başkanı Xi Jinping’in “Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) “olarak adlandırılan projenin hayata geçirileceğini ilan etmesiyle birlikte Yeni İpek Yolu’nun yeni bir küresel düzen gerektireceği konusu gündeme gelmiştir. Yeni İpek Yolu girişiminin kapsamı ve amaçları göz önüne alındığında, Çin gelişimini ve modernleşmesini tamamlayacak, tek kutupluluktan çok kutupluluğa geçişi kolaylaştıracak, dolayısıyla bugünün hegemon gücü Amerika Birleşik Devletleri’ni dengeleyebilecek bir proje olduğu dile getirilmektedir. Şüphesiz bu da Amerika Birleşik Devletleri ile rekabetin yoğunluğunu arttıracak bir unsur olacaktır. Bu rekabetin de küresel düzeyde etkileri olacaktır.

Biz bu rekabeti daha önceki Başkan Trump döneminde fazlasıyla hissettik fakat bu olağanüstü durumun Biden döneminde de devam edeceğinin sinyallerini Biden yönetimi tarafından yeni yayınlanan geçici ulusal güvenlik stratejisi belgesinde, ABD’nin en güçlü askeri varlığının Pasifik bölgesi ve Avrupa’da olacağına dikkat çekilirken, Orta Doğu’daki askeri varlığını ise belirli ihtiyaçlara cevap verecek kadar bırakılacağı bildirildi. Belgede, Çin için düşman/rakip olabilir  ifadesiyle birlikte /beraber çalışabilir ortak olabileceği de vurgulandı.

ABD, Çin’in ekonomik, teknolojik, askeri tehdit olduğunun farkında olduğunu ve bu tehditle mücadele etmek için farklı yöntemleri olacağını belirtti. ABD Çin’i yalnızlaştırmak  adına bölge müttefikleriyle çalışacağını, değerleri üzerinden duyarlı davranacağını (Hong Kong-Uygur meselesi), ticari-ekonomik anlamda Avrupa ve Asya Pasifikteki ortaklarıyla çalışacağını, teknolojik alanda 5G teknoloji savaşı yaşanacağını ve sadece dış ticaret açığıyla ilgili değil, fikri mülkiyet haklarıyla ,büyük ticaret anlaşmalarıyla ilgili sıkıntılı davalar açacağını, askeri anlamda ise indo-pasifik bölgede tekrar konumlanacağını söyledi. Tüm bu göstergeler eşliğinde ABD’nin Çin politikasının artık sistematikleştiğini ve ciddi tehdit unsuru olarak kabul edebiliriz.

Peki Çin’i Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünyada orta ve uzun vadede hegemonik güç olarak düşünebilir miyiz? Bu sorunun cevabını verebilmek için Çin’in ideolojik -normatif rol modelliği konusunda çekincelerimizin olduğunu vurgulayarak başlamak isterim. Zira öncelikle tanımlamamız gereken şey Çin’in halihazırda sosyalist ve tek partili bir seçim sistemle yönetilen ama ekonomik politikalarıyla devlet kapitalizmi uygulayan bir Asya ülkesi olması dışında dünyanın dört bir yanında fon yöneticiliği yapan büyük bir ekonomik güçtür. Bu ekonomisinin ardında ise düşük ücretle çalışan fabrika imparatorluğu bulunmaktadır. Son zamanlardaysa bu fabrikalaşmayı ABD içlerine kadar götürmüş ve yukarıda belirttiğim üzere ABD Çin’i yeni tehdit unsuru olarak görmeye başlamıştır.

Bir diğer stratejik hamle olan Kuşak- Yol Projesiyle de ses getiren Çin, bu proje kapsamında Tarihi İpek Yoluna atıflar yaparak, dünya toplumları hafızasındaki olumlu imaja yatırım yapmaktadır. Hedeflenen iletişim ve ulaşım projeleri “ipek yolu” adlarıyla anılmaktadır: “demir ipek yolu“, “kara ipek yolu“, “deniz ipek yolu“, “hava ipek yolu” ve “dijital ipek yolu” gibi. Çin böylece dünya toplumlarının projeyi kolay anlamaları ve güven oluşmasını sağlamaya çalışmaktadır.

Her ne kadar Çin bu ekonomik yayılımını kabul etmese de yeni İpek Yolu girişimi sadece Eski Yol ülkelerini değil, diğer bölgeleri, kıtaları ve hatta tüm dünyayı kapsayacak şekilde ekonomik hegemonyasını ilan etmiş ve tasarlamıştır.

Yeni İpek Yolu girişiminin gerek Asya gerekse de Avrupa ve Afrika’daki mevcut ve öngörülen yatırımlarına bakıldığında İkinci Dünya Savaşı’ndan bu tarafa Amerika Birleşik devletleri ve müttefiklerinin ekonomik açıklık, çok taraflı kurumlar, güvenlik işbirliği ve demokratik dayanışma etrafında organize edilmiş çok yönlü ve yaygın bir uluslararası düzene bir alternatif oluşum içinde olduğuna ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulmuş “liberal düzen” olarak adlandırılan bu oluşumun öncülüğünü yapmış ve bu ona güvenli bir ittifak düzeni, dünya ekonomisini istikrara kavuşturan, işbirliğini teşvik eden ve özgür dünya değerlerini savunan hegemonik liderlik sağlamıştır (Ikenbery, 2018:7)

Amerika Birleşik Devletleri bu düzene öncülük ederken geniş ölçüde “küreselleşme” ideolojisinden yararlanmış ve bu doğrultuda başta Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumları oluşturmuştur. Aslında, Amerika Birleşik Devletleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hiçbir ülkenin topraklarını işgal etmemesine rağmen ABD doları ile küresel finans sisteminin içine dahil olmuştur. Dolayısıyla birçok ülkenin piyasasını ve ekonomisini yönetmiş ve yönlendirmiştir

Çin’in oluşturduğu Yeni İpek Yolu’nun stratejik vizyonu yeni ekonomik gelişme yönleri bulmaya çalışan aynı zamanda ABD’nin baskısına karşı bir önlemdir. Bu stratejik odak değişimi Asya-Pasifik’in yeniden dengelenmesine karşı bir denge arayışı olarak görülebilir (Qiao, 2018:43). Çin, bu doğrultuda ABD hegemonyasının sürdürülmesinde temel işlev gören Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi kurumlara örneğin Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB), İpek Yolu Fonu gibi kurumlarla paralel bir yapı oluşturma çabası içindedir. Paralel yapıların oluşturulmasındaki temel amaçlardan biri stratejik özerkliği yavaş yavaş geliştirmek ve Çin’in Batı tarafından kontrol edilen yapılara bağımlılığını azaltmaktır. Ancak, sınırlarının bilincinde olan Çin, mevcut yapıları aktif olarak desteklemeye devam etmek suretiyle Batı’nın mevcut düzeni zayıflatmakla suçlamasını zorlaştırmak istemektedir

Sonuç olarak Çin’in 2013 yılında duyurduğu Yeni İpek Yolu girişimi başarıya ulaşsa da başarısızlığa uğrasa da küresel ekonomik ve jeopolitik sonuçları olacak bir projedir. Yukarıda da belirtildiği gibi ilginç bir biçimde küresel finans çevrelerinin veya daha uygun bir ifadeyle küresel sermayenin teknoloji ve sermaye transferi ile Çin, ABD’nin karşısına bir güç olarak çıkarılmıştır. Şüphesiz Çin’in kendi iç dinamikleri ve ulusal gücü de bunda etkili olmuştur. Çin’in Yeni İpek Yolu girişimi ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uyguladığı politikaların aksine sadece ideolojik bir yaklaşımla değil “ortaklık”, “ortak kaderi paylaşmak” gibi fikirlerle geleceğe damga vuracak niteliğindedir.

Çin stratejistlerinden Yan Xuetong 19 Ocak 2019 tarihinde Foreign Affairs’de yazdığı makalede ABD’nin Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel egemenliğinin sona erdiğini ve Çin’in süper güç rolünü üstlenmek üzere geri döneceğini ifade ettikten sonra Çin’in yükselişi ile ABD arasında bir dizi çıkar çatışması yaşanacağını ve bu geçişin kaos yaratıcı bir sorun olacağını ileri sürmektedir. Benzer tür bir değerlendirme 2019 Davos toplantısında George Soros tarafından dile getirilmiş “Çin’e yönelik etkili bir politika bir slogana indirgenemez. Çok daha sofistike, ayrıntılı ve pratik olması gerekir, Yeni İpek Yolu girişimine Amerika ekonomik olarak tepki vermelidir” dedikten sonra Çin ile ABD arasında yaşanan ticaret savaşlarının “sıcak bir çatışmaya” dönüşebileceği öngörüsünde bulunmaktadır. Bu tür söylemlerin temenni veya gerçek öngörü olup olmadığı tam olarak bilinemese de küresel düzeyde sert bir mücadelenin olduğuna/olacağına kuşku yoktur.

Kaynakça

1) Çin’in “Kuşak-Yol Projesi ve Türkiye-Çin İlişkilerine Etkisi“, Arzu Durdular, T.C. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı Avrasya Etüdleri, 49/2016-1 (s.77-97)

2) “Tek Kuşak Yol Projesi Ve Türkiye’ye Olası Etkileri”, Ahmet İkiz, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi Ekim (2019),Cilt:18, Sayı: 72

3) “Ekonomik ve Siyasal Bir Araç Olarak Yeni İpek Yolu Projesinin Küresel Sisteme Etkileri”, Osman Tekı̇r, Nesrin Demı̇r, Sosyoekonomi, 2018, Vol. 26(38), s.191-206

4) “Kuşak Ve Yol Projesi Koridorlarının Karşılaştığı Güvenlik Tehditleri”, Gökhan Tekir, Ekonomi, Politika & Finans Araştırmaları Dergisi,2019

5)”Çinin Yükselişi Ve Yeni Kapitalizm”, Erdem Yörük, Sosyoekonomi, 2018, Vol. 26(36), s.197-208

6) “Çin’in Yükselişinin Ekonomı̇k Perspektı̇fi ve Gelecek Tahmı̇nlerı̇nin Orta Asya’ya Yansımaları”, Figen Aydın, Uluslararası Afro-Avrasya Araştırmaları Dergisi, Cilt: 4 Sayı: 8, Haziran 2019

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram