Brezilya’nın Kahve Paradoksu

Fatih Öztürk

Fatih Öztürk

Master-Latin Amerika Çalışmaları

Brezilya kahve paradoksu yazısının orijinali Paulo Gala ve Felipe Augusto Machado’ya aittir.

Starbucks dünya genelindeki kahve zincirleriyle bir yılda yaklaşık olarak  23.5 milyar dolar gelir elde ederken dünyanın en büyük kahve üreticisi konumunda bulunan Brezilya, bir yıl içerisinde üretimden 5 milyar dolar kazanç sağlamıştır. Financial Times’ın 4 Haziran 2019 tarihli makalesinde de  bahsedildiği gibi, kahve üreticileri tüketilen bir fincan kahvenin yalnızca % 0,4‘ünü gelir olarak elde etmektedir.

2019 yılında Newyork’ta belirlenen çiğ kahve fiyatları, Brezilya’nın yoğun hasadı sonrası 10 yılın en düşük seviyesine ulaşmıştır. Kahve değer zincirinde en zayıf halka konumunda bulunan  Brezilya, kahve üretimi konusunda uzmanlaşmış ülkelerin başında gelmektedir. Brezilya gibi kahve üretici ülkeler fiyat alıcı ülkelerdir. Pazarda belirlenen fiyatlarda yaşanan dalgalanma,  kahve arzının, talebe hızlı bir şekilde uyum sağlamasını zorlaştırmaktadır. Ürün homojendir ve ar-ge’nin kahve üretimine etkisi azdır. Markaya göre farklılaşma oranının oldukça düşük seyrettiği kahve piyasası, eksik rekabet görünümü vermektedir.

Kahve kavurma şirketlerinin durumu ise üreticilerden oldukça farklıdır. Kavrulan kahvenin satış değerinin % 80’i kavurma şirketlerinin kasasına girer. Müşterilerin damak zevkine uygun kahvenin ve aromanın elde edildiği bir süreç olan kavurma işi, yoğun bir  ar-ge ve bilgi birikimi gerektirmektedir. Tam bir rekabetin olmadığı kavurma piyasasında, kavurma işi yapan ilk 10 ülke, dünya pazarının% 35’ini elinde bulundurmaktadır. Markalara göre farklılaşmanın yoğun olduğu bu sektörde, Nestlé ve Starbucks dünyanın en büyük kavurma şirketleri arasında yer alırken, dünyanın en büyük kahve üreticisi olan Brezilya’dan hiçbir şirketi kavurma sektöründe göremiyoruz.

Nestle Grubuna ait Nespresso’nun 2014 yılında Almanya’nın Schwerin şehrinde inşa ettirdiği kavurma, öğütme ve kapsül fabrikası sektöre yapılan yatırımlardan en büyüğünü temsil etmektedir. Gerek üretim ölçeği gerekse Schwerin şehrinin, konum itibariyle Avrupa’daki tüketici ağının merkezinde bulunması, Brezilyalı şirketlerin bu anlamda rekabet etmesini zorlaştırmaktadır. Brezilya’da 60 kilosu 400 real  – yani kilosu yaklaşık 6.6 real – olan bir kahve çuvalı, bu fabrikada kilosu 400 reale  satılan bir kahve kapsülüne dönüşmektedir. Diğer bir deyişle 60 kiloluk kahve çuvalının fiyatı, 1 kilo kahve kapsülünün fiyatına eşit hale gelmektedir. Üretilen kapsül, fabrika çıkış fiyatının 70 katına Brezilya’ya ihraç edilmektedir. Brezilya’daki küçük bir kahve işletmesinin ise sattığı bu kapsülden az kazanç elde etmesi ise çok doğaldır.

Barista, ürünü biraz daha pahalıya satma konusunda hünerlerini sergilese de durumdan en kazançlı çıkan kahveyi işleyen Almanlar ve İsviçreliler olmaktadır.

Brezilya demek aslında bir anlamda kahve demektir. Kahve olmasaydı Brezilya sanayileşmesini gerçekleştiremez ve bugünkü São Paulo ortaya çıkmazdı. Sanayileşmesini tetikleyen unsurların başında pamuk plantasyonları olsa da, Brezilya şu anki ekonomik görünümünü kahve bitkisine borçludur.

Bugün Brezilya’da bir yıl içerisinde 60 milyon çuval kahve üretilmektedir. 20 milyonu ülke içerisinde tüketilen kahvenin, geriye  kalan 40 milyonu yurtdışına ihraç edilmektedir. Bu konumuyla Brezilya, İsviçre ve Almanya’nın önünde, dünyanın en büyük kahve ihracatçısı olmaya devam etmektedir. Ancak, İsviçre ve Almanya tek bir kahve bitkisi ekmeseler bile, kahve kapsülleri ve kahve özleri sayesinde dünya kahve pazarının büyük bir bölümüne hakimdir. Kapsül ve kahve özü pazarının şuan ki durumu, ana ihraç ürünlerine değer katma ve teknolojiyi kullanarak ekonomik kalkınmayı gerçekleştirme konusunda, Brezilya’nın ne kadar geri kaldığını göstermektedir.

Benzer bir çelişkiyi, kakao ve çikolata için de söyleyebiliriz. Gana ve Fildişi Sahili, dünyadaki kakaonun yaklaşık % 60’ını üretmektedir. Ancak, işlenmemiş kakao ihracatından elde ettikleri  gelir, dünya çikolata satışlarından elde edilen gelirin onda birinden (%6.6) daha azdır. 2 milyona yakın kakao üreticisinin çoğu yoksul durumdadır. Gana ve Fildişi Sahili, petrolde olduğu gibi bir ‘Çikolata OPEC’i kurup, pazardaki konumlarını güçlendirmek istemektedir.

Sonuç olarak, kakaonun ve kahvenin her ikisi de her zaman ucuz ve rekabetçidir! Ne kadar “yatırım” yaptığınızın önemli olmadığı çıkmaz bir sokaktır. Kâr, her zaman piyasada tekel gücünü elinde bulunduranlara gidecektir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram