Avrupa Birliği ve Doğu’daki Komşuları

2000’li yılların başlarında Almanya Dış İşleri Bakanı Joschka Fischer’in ortay attığı iki önemli kavram vardı. Bunlardan bir tanesi “derinleşme”, bir diğer ise “genişleme” idi. Derinleşme ile Fischer Avrupa Birliği’nin kurucusu olan ilk altı ülkeyi işaret etmekte ve birliğin temellerinin daha da sağlamlaşması için öncelikli olarak bu üyelerin her alanda entegrasyonunun önemine işaret etmekteydi. Genişleme ile ise, Avrupa Birliği’nin Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini dâhil ederek birliğin topraklarının genişlemesini kastetmiştir.

Avrupa Birliği’nin Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini de içine alacak şekilde genişlemesi fikri, birçok farklı platformda ifade edilmekle birlikte, birliğin kuruluşunda önemli rol oynayan Robert Schuman’ın 1963 yılında yapmış olduğu bir konuşmada da geçmiştir. Schuman o dönemki Avrupa Ekonomik Topluluğu’un elde ettiği başarıyı Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini içine alarak yayması gerektiğini ve bu topluluğun bu ülkeleri de içine alma konusunda yapılması gereken altyapı hazırlıklarını geç kalmadan yapması gerektiğini anlatmıştır. Fischer’in de genişleme ile anlatmak istediği şey budur aslında. O da 12 Mayıs 2000’de Berlin’deki Humbold Üniversitesinde yapmış olduğu bir konuşmasında Schuman’a atıfta bulunarak Avrupa Birliği’nin Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini de içine alacak şekilde tesis edilmediği takdirde eksik olacağını, yalnızca Batı Avrupa ülkelerinin olduğu bir Avrupa Birliği’nin yok olma tehdidi ile karşı karşıya olacağını belirtmiştir. Avrupa Birliği’nin Merkezi ve Doğu Avrupa’yı içine alacak şekilde genişlemesi ile Orta ve Doğu Avrupa’da yaşanan milliyetçi çatışmaların ve bölgedeki mevcut güçler dengesinin olumsuz etkilerinin Batı Avrupa’daki düzeni tehdit etmesinin önüne geçeceğine vurgu yapmıştır.[1]

Avrupa açısından tarihe bakıldığında, tehditlerin her zaman doğudan geldiği bir gerçektir. Emeric Cruce ve JJ Reusseau Avrupa için tehdidin hep doğudan geldiğini ve bu tehditlere karşı kıtanın ortak bir ordu kurarak karşı durması gerektiğini, yüzyıllar öncesinden söylemişlerdir. Yukarıda ifade edilen Schuman ve Fischer’in fikirleri de, aslında böylesi bir “önleyici güvenlik politikası” olarak değerlendirilmelidir. Zira geçmişte Doğu Bloku ülkelerinin Avrupa kıtasından sayılmadığı, kıtanın yalnızca Batısının Avrupa kimliğinden sayıldığı unutulmamalıdır.[2] Ancak Soğuk Savaş’ın biterek Doğu Blokunun çöküşü, Batı Avrupa’ya kendi güvenliğini sağlama hem de kıtanın tamamını bir araya getirme adına yeni bir fırsat sunmuştur.

Avrupa Birliği, Soğuk Savaş’ın bitmesini müteakip Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini birer birer birliğe başarılı bir şekilde dahil etmiştir. Avrupa kıtasının neredeyse tamamını içine alan dev bir uluslar üstü sistem haline gelen Avrupa Birliği, bundan sonra ise dikkatini kıtanın hemen yanı başında bulunan komşu ülkeler üzerine yoğunlaştırmıştır. Ancak bu ülkelerde amaç, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi birliğe üyelik değil, ekonomik ve askeri alanlarda esnek bir işbirliği şeklinde olmuştur.

1990’lı yıllarda Avrupa Birliği’nin Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini içine alacak şekilde genişleme politikası, 2000’li yıllarla beraber yerini artık genişleme yerine yeni bir kavram olan Avrupa Komşuluk Politikası’na bırakmıştır (European Neighbourhood Policy).

2003 yılında Avrupa Komisyonu tarafından “Daha Geniş Avrupa – Komşuluk: Güney ve Doğu Komşularıyla İlişkiler İçin Yeni Bir Çerçeve” başlıklı bir belge hazırlanmıştır. Bu belgeye istinaden de “Daha Geniş Avrupa Görev Gücü” kurulmuştur. 12 Mayıs 2004’te bundan sonra izlenecek komşuluk politikalarının esas dayanağı olacak olan “Avrupa Komşuluk Politikası Strateji Belgesi” ilan edilmiştir.

Avrupa Birliği’nin komşuluk politikası kapsamında hedeflerini üç ana başlık altında özetleyebiliriz.

Bunlardan birincisi, ortak değer ve çıkarlara paralel olarak siyasi konularda işbirliği geliştirmek suretiyle demokrasi ve özgürlüklerin bu bölgelere yerleşmesidir.

İkinci olarak ekonomik alanda bir bütünleşme sağlamak ve bu alanda yapılması gerekli reformları desteklemek vasıtasıyla buralardaki ekonomik gelişimi ve refahı yükseltmektir.

Üçüncü olarak ise Avrupa Güvenlik Stratejisi ile koşut olarak bu ülkelerle silahsızlanma, terör, çevre ve kalkınma alanlarında ortak faaliyetler düzenlemek ve bu yolla buralarda güvenlik ve istikrarın sağlanmasıdır.[3]

Avrupa Birliği’nin Komşuluk Politikası, bundan önce yapılmaya çalışılan bölgesel girişimlerden ayrı olarak, komşu ülkelerle ikili ilişkiler geliştirmek üzerine odaklıdır. Bu bağlamda komşu ülkelerle, 1990’lı yılların modası geçmiş Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmalarının (Partnersship and Cooperation Agreement – PCAs) yerine, ikili düzeyde olmak kaydıyla yeni Ortaklık Anlaşmaları (Associaton Agreement – AA) yapmak hedeflenmiştir.[4]

Avrupa Birliği’nin Komşuluk Politikaları çerçevesinde birliğe alınması düşünülmeyen ancak birliğe komşu olan toplam on altı ülke ile ilişkilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu ülkeler Ukrayna, Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Moldovya, Fas, Tunus, Filistin, Mısır, Gürcistan, Lübnan, Cezayir, Suriye, Libya, Ürdün ve İsrail’den oluşmaktadır. Sayılan bu ülkelerle Ortaklık Anlaşmaları imzanalıp, ardından da bu çerçevede eylem planları hazırlanacaktır.

Avrupa Komşuluk Politikası (European Neighbourhood Policy – ENP), Avrupa’nın güneyde Akdeniz havzasında, doğuda eski Sovyet Cumhuriyetleri ile ilişkilerini düzenleyen politikalar olmuştur. Akdeniz havzasına yönelik olarak Akdeniz Politikası, 1960, 1970 ve 1980’lerden itibaren geliştirilmiştir. 1995 Barselona Bildirisi ile Avrupa – Akdeniz Ortaklığı oluşturulmuştur.

Bu ortaklık üç boyutludur:

  1. Ekonomik-Ticari boyut
  2. Siyasi-Güvenlik boyut

Avrupa – Akdeniz Ortaklığı çerçevesinde bölgede birçok hedef gerçekleştirilememiştir. Özellikle İsrail’in Filistin ve Lübnan konusundaki saldırgan tavırları ve Mısır’da gerçekleşen darbe, bu ortaklığın siyasi konulardaki güvenirliğini yitirmesine neden olmuştur. Ayrıca 2010’a kadar Casablanca – Ağrı Dağı arasında bir serbest ticaret bölgesi öngörülmüş, ancak bunda da başarılı olunamamıştır.

Doğu Avrupa ve Güney Kafkasya ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeyi hedefleyen 2008 yılından beri Avrupa Komşuluk Politikası vasıtasıyla geliştirilen çerçeve üzerine inşa edilmiş Doğu Ortaklığı (Eastern Partnership – EaP) ise Aralık 2008’deki Komisyon teklifi ve Polonya ve İsveç’in ortak fikrine uygun olarak, Mayıs 2009’da Prag’da faaliyete geçmiştir.

Doğu ve Güney Kafkasya Ortaklığı, Fransa öncülüğünde Temmuz 2008’de faaliyete geçirilmeye çalışılan Akdeniz Birliği’nden (Union for the Mediterranean – UfM), birkaç ay sonra gündeme gelmiştir. Bu tarihlerde eski Doğu Bloku ülkelerinde yaşanan Portakal ve Gül Devrimlerinin (Orange and Rose Revolutions) etkisiyle ve Merkezi Avrupa ülkelerinin birliğe kabulünden sonra buralardaki seçmenlerin Doğu Avrupa ile ilişkilerin güçlendirilmesi konusunu desteklemeleri, bu çalışmaların hızlanmasını sağlamıştır.

Doğu Ortaklığı, bölgedeki ülkelerin iki grupta ele alındığı bir girişim olmuştur. İlk grupta yer alan Ukrayna, Moldova ve Gürcistan için Avrupa Birliği’ne üyelikte herhangi bir taviz vermeden bu ülkelerle bütünleşmek ve birleşmek için bir yol bulmaktır. İkinci grupta yer alan Beyaz Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan konusunda ise, Avrupa Birliği’nin sirayet edemediği bu ülkelerle yakın ilişkiler kurmaktır.

Doğu Ortaklığı yaklaşımı, bu bölgedeki hâkim güç olan ve son yıllarda Soğuk Savaş dönemindeki etki alanını ABD ve Avrupa Birliği’ne karşı koruma eğiliminde olan Rusya’yı ürkütmeden, bölgedeki çözülmemiş güvenlik sorunlarına karışmadan yoluna devam etmeye çalışmıştır.

Avrupa Birliği bir yandan yukarıda sayılan bölgedeki komşu ülkelerle birebir ilişkilerini geliştirirken, bir yandan da yine kendisine bölgede komşu Rusya ile de ilişkilerini geliştirme çabalarındadır. Bu ülkelerle vize serbestisi ve Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Sahası (Deepand Comprehensive Free Trade Area – DCFTA) konularında uzun dönemde anlaşma sağlanması beklenmektedir. Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda talepleri olan Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’a, yakın bir gelecekte cevap verilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Ayrıca ciddi güvenlik sorunlarının bulunduğu Güney Kafkasya bölgesindeki ülkelerle ilişkilerde Avrupa Birliği doğrudan güvenlik konularına girmek yerine, daha güvenli bir ortamın yaratılması için ekonomi ve siyasal reformları destekleme politikası izlemektedir.

Kaynakça

[1] Fischer, Joschka; (2000), “From Confederacy to Federation – Thoughts on the finality of European

Integration”, Humboldt Universitesi, Berlin, 12 Mayıs.

[2] Canbolat, İbrahim; (2014), Avrupa Birliği ve Türkiye, Uluslarüstü Sistemle Ortaklık, Alfa Aktüel Yayınları, 6. Baskı, Bursa, s. 29.

[3] Sönmez, A. Sait; (2010), “Avrupa Birliği’nin Komşu Bölgelere Yönelik Siyasal Açılımı: Avrupa Komşuluk Politikası”, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,  Cilt: 7, Sayı: 14, s. 118.

[4] Oktay, Emel G.; (2015), “Avrupa Komşuluk Politikası ve Azerbaycan: Eleştirel Bir Değerlendirme”, Bilig Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 75, s. 80.

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on telegram